Ekmek

Ekmek

Wolfgang Borchert, “Das Brot” (1946)
Almancadan çeviren: Enes Ekici


Çevirmenin notu

Wolfgang Borchert’in 1946’da kaleme aldığı Das Brot, savaş sonrası Almanya’nın açlık ve utanç atmosferinde geçen, Kurzgeschichte türünün en bilinen örneklerinden biridir. Hikâyenin gücü söylenenden çok söylenmeyende, otuz dokuz yıllık bir evliliğin sessizliğinde, bir dilim ekmeğin etrafında dönen küçük bir yalanın taşıdığı şefkatte yatar. Bu çeviride Borchert’in kısa, tekrar eden, neredeyse nefes nefese cümle yapısını ve “Adam”–“Kadın” adlandırmasındaki mesafeyi Türkçede korumaya çalıştım.

Metin, doktora eğitimim sırasında aldığım bir çeviri dersi kapsamında hazırlanmış; sonrasında yeniden gözden geçirilmiştir.


Kadın aniden uyandı. Saat gece iki buçuktu. Beni ne uyandırdı diye düşündü. Tabii ya! Mutfakta biri sandalyeye çarpmış olmalı. Mutfağı dinledi. Çıt çıkmıyordu. Aşırı sessizdi ve eliyle yanını yokladığında, yanının boş olduğunu anladı. Sessizliğin nedeni de buydu, adamın nefesini duyamamıştı. Ayağa kalktı, karanlık odadan mutfağa el yordamıyla yürüdü. Mutfakta karşılaştılar. Saat iki buçuktu. Beyaz bir şeyin mutfak dolabının yanında durduğunu gördü. Işığı açtı. Gecelikleri üzerlerinde birbirlerine bakakaldılar. Geceydi. Saat iki buçuktu. Mutfaktaydılar. Mutfak masasının üzerindeydi ekmek tabağı. Kadın, adamın kendine ekmek kesmiş olduğunu fark etti. Bıçak tabağın yanında duruyordu ve örtünün üzerinde ekmek kırıntıları vardı. Oysa akşamları yatmadan önce her zaman masa örtüsünü temizlerdi. Her akşam. Fakat şimdi örtünün üzerinde kırıntılar vardı. Ve bıçak oradaydı. Yerdeki taş döşemenin soğuğunun yavaş yavaş içine işlediğini hissetti. Tabaktan gözlerini çekti.

“Burada bir ses duydum sanki,” dedi adam ve etrafına bakındı.

“Ben de bir şey duydum,” dedi kadın ve adamın geceliği içinde oldukça yaşlı göründüğünü fark etti. Yaşı kadar yaşlı. Altmış üç. Gündüzleri bazen daha genç görünüyor. Geceliğiyle oldukça yaşlı görünüyor, diye düşündü kadın. Ama belki de saçları yüzünden. Kadınlar gece saçları yüzünden her zaman yaşlı görünür. Birdenbire çok yaşlı görünürler.

“Terlik giymeliydin. Soğuk döşeme üzerinde böyle çıplak ayakla. Üşütürsün bak.”

Kadın ona bakmadı, çünkü yalan söylemesini kaldıramıyordu. Otuz dokuz yıl evli kaldıktan sonra yalan söylemesini.

“Burada bir ses duydum sanki,” diye tekrarladı adam ve gözlerini kaçırarak etrafa boş boş baktı, “burada bir şey duydum. Burada bir şeyler olduğunu düşündüm.”

“Ben de bir şey duydum. Ama sanırım bir şey yoktu,” diyerek kadın tabağı masadan aldı ve örtüyü kırıntılardan temizledi.

“Hayır, sanırım bir şey yoktu,” dedi adam, emin olmayarak.

Kadın ona yardımcı oldu: “Gel. Dışarıdan gelmiş olmalı. Yatağa gel. Üşüyeceksin. Yerler soğuk.”

Adam bakışlarını pencereye çevirdi. “Evet, dışarıdan gelmiş olmalı. Buradan olduğunu sandım.”

Kadın elini lamba düğmesine götürdü. Işığı şimdi kapatayım ki tabağı görmeyeyim, diye geçirdi içinden. Aksi hâlde gözüm tabağa gidecek.

“Hadi gel,” dedi kadın ve ışığı söndürdü, “dışarıda olmalı. Rüzgârlı havalarda oluk daima duvara çarpar. Kesinlikle oluktu. Rüzgâr olduğunda her zaman sallanır.”

İkisi de karanlık koridorda el yordamıyla yatak odasına doğru ilerledi. Çıplak ayakları yere değdikçe şap şap ses çıkardı.

“Rüzgârdı,” dedi adam. “Bütün gece bunu yapan rüzgârdı.”

İkisi de yatakta uzandıklarında, “Evet, bütün gece hava rüzgârlıydı. Kesinlikle oluktu,” dedi kadın.

“Evet, mutfakta olduğunu sanmıştım. Oluk olmalı.” Adam bunu sanki yarı uykudaymış gibi söyledi. Ama kadın, adam yalan söylediğinde sesinin hiç de inandırıcı olmadığını fark etti.

“Hava soğuk,” dedi kadın hafifçe esneyerek. “Ben yorganın altına gireceğim. İyi geceler.”

“İyi geceler,” diye yanıtladı adam. “Evet, çok fena soğuk.”

Sonra sessizlik oldu.

Kadın dakikalar sonra adamın sessizce ve dikkatle bir şeyleri çiğnediğini duydu. Hâlâ uyanık olduğunu adamın fark etmemesi için derin ve düzenli bir şekilde nefes almaya başladı. Ama adamın çiğnemesi o kadar ritmikti ki kadın yavaş yavaş uykuya daldı.

Ertesi akşam adam eve geldiğinde kadın onun önüne dört dilim ekmek koydu. Sadece üç dilim ekmek yemesine izin vardı. Lambadan uzaklaşarak, “Dört dilim yiyebilirsin,” dedi. “Bu ekmeği gerçekten benim midem kaldırmıyor. Bir dilim daha ye. Benim midem kaldırmıyor.”

Adamın tabağın üzerine eğildiğini gördü. Adam başını kaldırmadı. Kadın o an adam için çok üzüldü.

“Sadece iki dilimle doymazsın,” dedi adam, başını tabağından kaldırmadan.

“Yok. Akşamları ekmeği pek sindiremiyorum. Ye sen. Ye sen.”

Kadın ancak dakikalar sonra masadaki lambanın altına oturdu.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *